Bir öğünden fazlası!

Okulların açılmasına az bir vakit kalmışken yine en önemli gündem maddemiz bir çocuk hakları sorunu da olan “ücretsiz sağlıklı okul yemeği” konusu… Okulda geçirdikleri süre içerisinde sağlıklı beslenemeyen, yetersiz beslenen ya da öğün atlayan çocukar sadece besin değerlerinden mahrum kalmıyorlar. Bu bir öğün atlama meselesinden çok daha öte… Erken çocukluk döneminde sağlıklı beslenemeyen bireyin beyin gelişimi de etkilenerek; bilişsel yetenekleri, eğitim başarıları, uyum ve becerileri, yaratıcılıkları, ruh ve beden sağlıkları, psikososyal durumları da risk altında oluyor.. Yani yeterli besine ulaşamamak bir öğünden çok daha fazlasını ifade ediyor…

Türkiye’nin en önemli gündem maddesi bir çocuk hakları sorunu da olan yoksulluk… Çocuk yoksulluğunda Türkiye OECD ülkeleri arasında 2.sırada. Temel ihtiyaç ve kaynaklarının eksikliğini de simgeleyen yoksulluk ülkemizde 20 milyonu aşkın öğrencinin besin kaynaklarına erişmesinin de konusu… PISA 2022 verilerine göre 15 yaşındaki her beş çocuktan biri maddi imkansızlıklar nedeniyle haftada en az bir kez öğün atlıyor…

Bir öğünden daha fazlası…

Yetersiz beslenen bir çocuk sadece besin değerlerinden mahrum kalmıyor. Bu bir öğün atlama meselesinden çok daha öte… Erken çocukluk döneminde sağlıklı beslenemeyen bireyin beyin gelişimi de etkilenerek; bilişsel yetenekleri, eğitim başarıları, uyum ve becerileri, yaratıcılıkları, ruh ve beden sağlıkları, psikososyal durumları da risk altında oluyor.. Yani yeterli besine ulaşamamak bir öğünden çok daha fazlasını ifade ediyor…

Geçtiğimiz Nisan ayında nörobilim dergisi Reviews in the Neurosciences’ta yayınlanan bir makale yoksulluğun ve düşük sosyoekonomik statünün beyin, davranış ve gelişim üzerindeki birleşik etkilerine odaklanarak, düşük sosyoekonomik statünün, beyin (korteks, hipokampüs, amigdala ve hatta nörotransmiterler dahil) ve davranışlar üzerindeki etkisi (eğitim düzeyi, dil gelişimi, psikopatolojik bozuklukların gelişimi),  davranışsal, eğitimsel ve sinirsel bulguları tek bir çerçevede birleştiriyor.

Yetersiz beslenmenin beyin ve davranış üzerindeki olumsuz etkileri

Düşük sosyoekonomik statü ve yetersiz beslenmenin, çocuklarda yüksek düzeyde stres, ve sosyo-çevresel tehlikelere maruz kalarak psikolojik ve fiziksel yaralanmalara, çeşitli beyin bölgelerinin ve nörotransmiterlerin normal gelişimini etkilediğini ortaya koydu.  Bozulmuş Amigdalanın işleyişinin; psikopotolojik bozukluklar, hipokampusta bozulma ve korteks fonksiyonları öğrenmede gecikmeyle ilişkili olduğu ve dil gelişimini de etkileyerek zayıf akademik gelişime  yol açtığı gözlemlendi.  Bilişsel yetenekleri zayıflayan, öğrenme kayıpları yaşayan ve psikiyatrik risklerin yaygınlaştığı erken çocukluk dönemindeki kayıplar yetişkinliğe kadar uzanıp yoksulluğun etkilerini sürdürmeye devam ediyor.  Bu yoksulluk ve psikolojik / fiziksel bozukluklar yoksulluğun kısır döngüsüne neden oluyor.

Sosyoekonomik eşitsizlik hali çocuklara miras kalarak kendi kendini üretmeye devam ediyor…

Makale, sosyoekonomik statü etkisinin yalnızca kişinin sosyal statüsünü, kaliteli sağlık hizmetlerine ve eğitim fırsatlarına erişimiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda beyin işlevleri, bilişsel yetenekler ve eğitim sonuçları üzerinde de önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermekte. Makalenin temel amacı çocuk yoksulluğu, gecikmiş sinirsel gelişim, bozulmuş dil ve eğitim başarısı ve olumsuz ruh sağlığı sonuçları arasındaki karmaşık bağlantıları aydınlatan kapsamlı bir çerçeve oluşturmak. Bu çerçeve, yoksullukla ilişkili çok yönlü sonuçların anlaşılmasında erken çocukluk dönemindeki beyin değişikliklerinin önemli rolünü vurgulamayı amaçlamakta.

Yoksulluk içinde yaşayan çocuklar ciddi stres yaşayarak, yetersiz beslenmeye ve/veya sosyo-çevresel tehlikelere maruz kalabilirler. Bu faktörler yaşamın ilk yıllarında beyin gelişimini olumsuz etkiler. Bu yarı kalıcı beyin değişiklikleri, sırasıyla dil gelişimi, eğitim düzeyi gibi bir dizi önemli gelişimsel sonucu etkiler ve insanları psikolojik ve fiziksel bozukluklara yakalanma riskine sokar. Gelişimin erken aşamalarındaki sinir  hasarı, çeşitli psikolojik bozuklukların (depresyon ve madde  kullanım bozuklukları dahil) yanı sıra yaşlılık bozukluklarının ( hafif bilişsel bozukluk ve alzheim hastalığı dahil) gelişmesine de yol açabilir.

Kuşak yoksulluğuna da vurgu yapan bu durum, aynı çevrede büyüyen yoksul ebeveyn çocuklarının da yoksulluğun maruz bıraktığı benzer etkiler ve gelişimsel faktörler neticesinde eşitsizliği sürdürmeye ve yetişkinliklerinde yoksulluğu üretmeye devam ettiğini gösteriyor.

Kuşaksal yoksulluk, ebeveynlerin çocuklarının eğitimsel kazanımlarının olumsuz çevresel etkilerle büyüdüğü ve bunun da onları gelecekte de yoksul hale getirdiği olarak tanımlanmaktadır.

Makalenin içinde yer alan pek çok alıntıya göre; sonuçlar döngüsel bir biçimde yoksulluğun geri beslediğini belirtmektedir. Başka bir deyişle yoksulluk içinde yaşayan çocuklar, yetişkin olduklarında eğitim, mesleki ve sağlık açısından dezavantajlı konumdadırlar. Ayrıca yetişkinlerde eğitim, mesleki ve sağlık faktörlerinin yetersiz olması, çocukların yoksulluğuna yol açarak nesiller boyu yoksulluğu sürdürmektedir.

Örneğin, birçok çalışma çocuklarda yetersiz beslenmenin (emzirme dahil) ebeveynlerinin eğitim düzeyiyle ilişkili olduğunu göstermiştir. Bunun nedeni muhtemelen zayıf eğitimin genellikle düşük gelirle ilişkilendirilmesi ve kentsel bölgelerde örneğin sağlıklı gıda ürünleri elde edilmesini zorlaştırmasıdır. Bu doğrultuda, ebeveynlerdeki psikopatolojik bozuklukların ve düşük eğitim seviyesinin, çocukların yetersiz beslenmesi ve eğitimi ile ilişkili olduğunu gösteren çok sayıda çalışma bulunmaktadır.

Yoksulluğun ana temel etkileri stres seviyelerinde artış, kötü beslenme ve sosyo-çevresel tehlikelere  maruz kalmada artıştır.

Ben yazımın ana konusuna dönüp özellikle kötü beslenmenin etkileri üzerine yine makaleden alıntılarda bulunmak istiyorum. Yoksulluk ve düşük sosyoekonomik statü, daha zayıf beslenme ve ciddi vakalarda yetersiz beslenmeyle ilişkilidir. Örneğin, yüksek maliyetleri nedeniyle, sağlıklı gıdalara dezavantajlı ekonomik kökenden gelen kişiler genellikle daha az erişebilmektedir. Bu tür beslenme kısıtlamaları zihinsel sağlığı olumsuz yönde etkileyerek depresyona yol açabilir.

Araştırma yakın zamanda gıda güvenliği, besleyici gıdalara erişim ve zihinsel sağlık arasındaki karmaşık ilişkiyi tanımlayan bir gündem önermiş.  Bu ilişki, sağlığın ve gıdaya erişimin sosyoekonomik statüden etkilendiğini ve yoksulluk içinde yaşayan bireylerin sıklıkla en önemli eşitsizlikleri yaşadığını göstermektedir.

Yetersiz beslenmenin fizyolojik sonuçlarına odaklanılırken potansiyel zihinsel sağlık sorunları göz ardı ediliyor.

Bu bulgulara rağmen gıda güvenliğini, beslenmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlayan birçok girişimin sıklıkla fizyolojik sonuçlara odaklandığını, genellikle yetersiz beslenmenin potansiyel zihinsel sağlık sonuçlarını göz ardı ettiğini vurgulamaktadır. Bununla birlikte ruh sağlığı, gıda güvenliği ve beslenme arasındaki ilişkiyi kabul eden araştırmaların sayısı giderek artıyor. Örneğin, düşük gelirli bireyler, yaşlılar, hamile ve doğum sonrası kadınlar, çocuklar ve ergenler gibi gruplar uygun fiyatlı, sağlıklı beslenmeye erişimde zorluklarla karşı karşıya kalıyor ve bu da onları daha büyük zihinsel hastalık riskine sokuyor. Yoksulluğu ve düşük sosyoekonomik statünün yetersiz beslenmeye ve olumsuz zihinsel sağlık sonuçlarına bağlayan bu iç görüleri göz önünde bulundurarak, yetersiz beslenmenin beyin yapılarını, eğitim başarılarını ve psikopatolojiyi (yani zihinsel sağlığı) etkilediği incelenmiş.

Beslenme ve sağlıklı beslenmeye erişim eksikliği, yaşam boyu beyin gelişimi üzerinde önemli etkilere sahip olabilir. Örneğin annelerde yetersiz beslenmenin veya yetersiz beslenmenin doğum öncesi beyin gelişimini önemli ölçüde etkileyebileceğine dair kanıtlar gibi . Ayrıca bebeklik, çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemindeki yetersiz beslenmenin hipokampus, amigdala, prefrontal korteks gibi belirli beyin bölgelerinde ve serotonin ve dopamin gibi nörotransmitterlerin üretiminde azalmaya neden olduğu da gösterilmiş ve bireyin ruh hali, uyku ve bilişi üzerinde davranışsal etkileri gözlemlenmiş.

Ayrıca obez popülasyonlarla yapılan araştırmalar diyetin beyin fonksiyonu üzerindeki etkilerini de göstermiş. Bu popülasyon özellikle ilgi çekicidir çünkü obezite ve fazla kilolu olmak düşük sosyoekonomik statüdeki bireyleri orantısız bir şekilde etkilemekte. Aslında fazla kilolu veya obez olmakla sosyoekonomik statü arasında negatif bir ilişki var; özellikle, düşük gelirli hanelerden gelen bireylerin aşırı kilolu veya obez olma olasılığı daha yüksek ve bu etkiler çocuklarda daha belirgin. Düşük sosyoekonomik statüdeki toplumlarında obezite prevalansının daha yüksek olmasının temel nedeni, özellikle kırsal ve bölgesel alanlarda sağlıklı gıda seçeneklerine erişimin sınırlı olması olabilir.

Özetle, düşük sosyoekonomik statülü hanelerde yaşayanlar, fiziksel mesafe, sınırlı çeşitlilik ve sağlıklı seçeneklerin mevcudiyeti, sağlıksız gıdalara daha kolay erişim ve besleyici gıda satın almanın mali sonuçları gibi faktörler nedeniyle sağlıklı gıdaya erişimde sıklıkla zorluklarla karşılaşmaktalar.

Araştırmalar,  sosyoekonomik statünün, bireyin yaşamı boyunca beyin işleyişi üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Gelişimin erken dönemindeki sosyoekonomik ortam, beyin gelişimi ve yetişkinliğe kadar devam eden eğitim performansı üzerinde derin ve uzun süreli bir etkiye sahip olabilir. Araştırmalara göre yoksulluğun etkisi 9 aylıktan küçük çocuklarda bile tespit edilebilmekte. Örneğin fetal MR yöntemleri kullanılarak sosyoekonomik düzeyi düşük ailelerin 1 aylık bebeklerinde gri madde hacminin daha küçük olduğu gözlemlenmiş.

Erken müdahale, yetersiz beslenmenin nörolojik üzerindeki etkilerini azaltabilir

Yoksulluğun ana temel etkileri olan stres seviyelerindeki artış, kötü beslenme ve sosyo-çevresel tehlikelere  maruz kalma bize düşük sosyoekonomik statünün beyin bölgeleri ve nörotransmiterlerin gelişimi üzerinde; eğitim düzeyi, dil gelişimi ve psikopatolojik bozuklukların gelişimi gibi davranışlar üzerinde etkili olduğunu gösteriyor.  Yoksulluk ve düşük SES’in neden olduğu psikolojik ve fiziksel bozukluklar, çocuklarda öğrenme ve dil gelişiminde gecikme, zayıf akademik performans gibi sorunlara yol açarak yoksulluğun devam etmesine neden olan bir kısır döngüye sebep oluyor.

Dünya çapında ülkelerin %87’si öğrencilere ücretsiz okul yemeği sağlıyor. Avrupa’da okullarda ücretsiz yemek uygulaması ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. İsveç, Finlandiya ve Estonya’da yaşına bakılmaksızın tüm öğrencilere ücretsiz yemek veriliyor. Letonya ve Litvanya’da ise belirli yaş grubundaki öğrencilere ücretsiz yemek dağıtılıyor. Ülkeler uluslararası Yemek Koalisyonu gibi oluşumlarla politikalarını belirleyerek, özellikle gelişmekte olan ülkeler kalkınma bütçelerinde daha büyük kaynak ayırarak ücretsiz yemeğin finansal istikrarı ve sürdürülebilirliği için taahhütte bulunuyorlar. Okul yemekleri programları sayesinde yaklaşık 4 milyon doğrudan istihdam yaratılmış ve düşük gelirli ülkelerde okul yemekleri programlarına yönelik iç finansmanda %15’lik bir artış görülmüş.

Şu ana dek ülkeler tarafından Koalisyona 39 ulusal taahhütte bulunulmuş ve bunların tümü web sitesinde kamuya açık. Afrika ülkeleri sunulan taahhütlerin sayısında başı çekmekte. Kenya’nın taahhüdü program genişletme, kalite iyileştirme, ev-okul bağlantıları, okul beslenmesi, yerel satın alma ve diyet kalitesi ile beslenme kılavuzlarına odaklanma bakımından örnek teşkil etmektedir. Bangladeş, Gambiya, Fransa, Finlandiya ve Sri Lanka’dan da etkileyici taahhütler bulunuyor. Yakın zamanda düzenlenen Afrika Okul Besleme Günü’nde yeni bir taahhüt duyurusu yapılmış.

Burundi hükümeti tarafından Bujumbura’da düzenlenen yakın tarihli Afrika Okul Yemekleri Günü’nden bahsedildi. Etkinlik, Afrika Birliği’nin 2024’ü “Eğitim Yılı” ilan etmesiyle de uyumluydu. Afrika Okul Yemekleri Günü geleneksel olarak Afrika Birliği tarafından Eğitim Komiseri Velocine önderliğinde düzenlenmektedir. Burundi Devlet Başkanı okul yemeklerine taahhütlerini vurguladı ve 2032 yılına kadar evrensel kapsama ulaşma hedefini açıkladı.

Orta Afrika Cumhuriyeti gelecek yılki etkinliğe ev sahipliği yapmak ve Koalisyona katılmak istediğini dile getirdi. Liberya Koalisyona katıldığını duyurdu. Küresel Tarım Gıda Güvenliği Programı (GAFSP) Hong Kong’da okul yemeklerine fon tahsis etti. Çad küçük ölçekli çiftçilerle bağlantı kurma ve programa özel bir bütçe ayrılmasını gerekli kılan bir okul yemeği yasası benimseme konusunda taahhütlerde bulundu.

Endonezya’nın yakında Okul Yemekleri Koalisyonuna katılacağı belirtildi. Endonezya’da seçilmiş başkan ile birlikte önümüzdeki yıl okul yemek programının tam olarak uygulanmasından önce pilot proje yürütülecek. Pilot proje yaklaşık 80 milyon çocuğu ve hamile kadını kapsayacak.

Gürcistan’daki Eğitim Koalisyonu son birkaç yıldır okul yemekleri programının ülkede uygulanması için aktif olarak savunuculuk yapıyor. Mart 2024’te ilke defa kutlanmaya başlanan okul yemekleri haftası düzenlendi. Medya ilgisinin de programın başarısını etkilediği belirtildi.

 Hindistan’da 120 milyon çocuğa her gün ücretsiz yemek imkanı sunuluyor. Program sonucunda çocukların beslenmesi üzerine okullaşma oranlarında artış, obezite  ve bodurluğun  azalması, kız çocuklarının eğitime devamlılığı, sağlık yönünden iyileşmeler  gibi pek çok olumlu çıktı gözlemleniyor.  Okul yemeği programlarını hak temelli kabul eden ülkelerin ulaştığı çocuk sayısı her yıl geliştirilen politikalar ve verilen yeni taahhütlerle artarak devam ediyor.

Birkaç Ay önce New York’ta sivil toplum kuruluşlarının küresel süreçlere nasıl dahil olabileceği konusunda bir toplantı gerçekleştirildi. Bu süreçler arasında BM Yüksek Seviyeli Siyasi Forum, gönüllü ulusal gözden geçirmeler ve Geleceğe Dönük Zirve yer alıyor ve sivil toplum kuruluşlarının da aktif şekilde harekete geçmesi hedefleniyor.

Her çocuğun barınma ve beslenme konusunda sağlıklı ve eşit imkanlarından yararlanmaya hakkı var… 

Her çocuğun kaliteli sağlıklı gıdaya ulaşması ve eşit beslenme koşullarından yararlanması temel hakkıdır. Hükümetlerin en büyük sorumluluğu da belirledikleri sürdürülebilir politikalarla nesillere kaliteli bir gıda imkanı sunmak ve sağlıklı bir geleceğe taşımaktır. Düşük gelirli ülkelerdeki okul yemeği programları giderek daha etkin hale geliyor, her ne kadar dış kaynaklara ihtiyaç devam etse de bu ülkelerdeki hükümetler ulusal okul yemeği programlarına yerel finansmanlarını neredeyse iki katına çıkarmış durumdalar. 

Ülkemizde ise ücretsiz okul yemeği sadece pilot uygulama olarak belli belediyelerde uygulanılıyor. Derin Yoksulluk Ağı çocukların daha sağlıklı ve düzenli beslenebilmesi için, an itibariyle dünyada 418 milyon çocuğun erişebildiği ücretsiz sağlıklı okul öğünlerine ülkemiz öğrencilerinin de erişebilmesinin temel hak olduğu savunusuyla 2021-2022 eğitim-öğretim yılında uluslararası Okul Yemekleri Koalisyonuna katılarak farkındalık çalışmalarını başlatmıştı. BM Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından yönetilen bir görev gücü olan Okul Yemekleri Koalisyonu dezavantajlı çocuklara besleyici gıdalar sağlamaya ve bu şekilde aileleri ve toplulukları desteklemeye yönelik güçlü ve uygun maliyetli bir çözüm olarak öne çıkan, hükümetlerin ulusal taahhütlerde bulunmasını kolaylaştıran ve teşvik eden bir program ve  okul yemekleri için dünya geneli finansmanı 48 milyar dolar.  

Koalisyon, çocuklara sağlıklı, besleyici ve sürdürülebilir gıda sağlama, eğitime erişimi ve öğrenmeyi artırma, yerel ekonomileri güçlendirme, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma gibi faydalarla 2030 yılına kadar her ilkokul öğrencisine sağlıklı, besleyici ve sürdürülebilir okul yemeği sunmayı hedefliyor.

 Derin Yoksulluk Ağı, farkındalık çalışmalarıyla çocukların okullarda sağlıklı ve düzenli beslenebilmesinin, sadece onların fiziksel ve zihinsel gelişimine değil, toplum sağlığını güçlendirmek ve yoksulluk şartlarındaki çocuklara eğitimde daha adil bir başlangıç yapma şansı tanımak, toplumsal cinsiyet eşitliğine katkıda bulunmak, çevresel ve ekonomik kalkınmayı desteklemek anlamına geldiğini çokça vurgulayarak çalışmalarını yürütüyor,  Şubat 2024 itibariyle de Koalisyona üye olundu.  Sağlık eşitliğini sağlama, okul terkini önleme, uzun vadeli refahı koruma ve özellikle kız çocuklarını okulda tutarak toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etme çocuk beslenmesindeki mücadelenin ana başlıkları…

Her çocuğun barınma ve beslenme konusunda sağlıklı ve eşit imkanlarından yararlanmaya hakkı var… Ücretsiz sağlıklı okul yemeği uygulaması sürdürülebilir politikalar belirlenerek, hükümetin, özel sektörün, ulusal örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının en hızlı şekilde gündemine girmesi, yetersiz beslenmenin etkilerinin azaltılması ve toplumsal eşitliklerin derinleşmesine karşı acil stratejiler geliştirilmesi ülkenin en önemli gündem konusu olmayı gerektiriyor.

2 Yorum

  1. Çok önemli bir konuya değinmişsiniz Emel hanım.👍Sizi bu duyarlılığınızdan ve özellikle gelişme çağında olan ülkemizin geleceği çocuklarımızın ruh ve beden sağlığını ilgilendiren bir konuyu ele almanızdan dolayı tebrik ediyorum.👏👏

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir