“Geçmişte yaşamış gitmiş ve fotoğrafları şehrin dört bir yanına dağılmış bu insanların yüzlerine dikkatlice bakmakla başladı her şey. Hikayelerini merak ederken bu ortaya saçılmışlığın hüznünü de yaşadım bir yandan. Ama elimde tuttuğum fotoğrafla hüznü çağrıştıran şeyler yapmak istemediğime emindim. Bu yüzleri toplumsal cinsiyet eşitliği, insan hakları gibi mesele edindiğim konuların savunucuları, hatırlatıcıları haline getirmek gibi bir hayalim oldu zamanla.”
Bu sözler genç sanatçı arkadaşım Damla Sandal’a ait. Onun buluntu fotoğraflarla başlayan hikayesini paylaşmak istedim sizinle. Damla İstanbul’a geldiği üniversite yıllarından beri sahaflardan, tanıştığı kişilerin aile albülerinden ve çeşitli arşivlerden seçtiği fotoğrafları nakışla işleyerek her birinin hikayesine kendi sesini de katarak, bazen tek bir fotoğrafla bazen kolajlarla bizi yeni hikayelerle buluşturuyor.



“Resmi tarih anlatılarında yer bulamayan bizlerin, sıradan insanların da bu dünyadan geçtiğini dillendirmek istiyorum hep”
Damla “zarif bir ruhu var geçmişin” diyor. Bi antikacının bavulundan çıkan siyah beyaz fotoğrafları sahiplenip başkalarının hikayeleriyle bağ kurunca, eskinin kokusunu olduğu kadar ağırlığını da hissetmiş ve bu hakikatin altında kalmak istememiş. Zaman içinde farklı sahaflardan aynı kadının fotoğraflarını bulmaya başladığı olmuş. “Fotoğraflarının bu kadar dağılmış olması başta bana hüzünlü geldi, sonra hüznü terk ettim” diyor; Yaşantımıza, varoluşumuza, gözümle gördüğüm bedenimle tecrübe ettiğim eşitsizliklere dair eyleme geçmek istedim ve Damla “Bu fotoğraflar senin dilin olsun” dedim. Öyle pek de düşünmeden, kendime danışır gibi, kendimle dayanışır gibi; dertlerim, zevklerim, hikâyelerim üzerinden kurduğum bir nakış dili oluşturdum. Müdahalelerimin odağı burada saklı” diyor.
Bir antikacının bavulundan bulduğu, evi barkı olmayan fotoğrafları iğne ve iplikle işleyerken onları bir taraftan da sivil toplum alanındaki çalışmalarıyla buluştururarak, toplumsal cinsiyet eşitliği, kent hafızası gibi mesele edindiği konulardaki savunuculuğunu nakışıyla kolajlıyor. Kenti keşfetmey sağlayan bir sivil toplum kuruluşu olan Karakutu Derneği ile tanıştıktan sonra ufkunun açıldığını söylüyor;
İçinde yaşadığım şehre, İstanbul’a bakmanın ötesinde görmeyi, dokunmayı da mümkün kıldı. Hikâyeyi de mekânı da geçmişle yüzleşme için bir enstrüman olarak kullanabileceğimin farkına vardım. Ardından sözlü tarih ve fotoğraflar geldi” diyor. .“Beni besleyen en önemli kaynak geçmiş ve geçmişte yaşananlar.” diyor Damla. Hatırlamanın kentteki iz düşümünü sanat aracılığıyla oluşturmak istedim. İşlerimin sokakta olması, bambaşka insanların yolunu keserek daha önce karşılaşmadıkları figürlerle, bilmedikleri hikâyelerle tanışmaları beni mutlu ediyor. Geçmişle yüzleşmenin, insan hakları ihlallerinin, ayrımcılığın ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin bilinmesine sanatı aracı ediyorum. Çünkü yaşananları bilmek gelecekte benzer ihlallerin yaşanmaması için bir başlangıç noktası olabilir.Karakutu’daki kent yürüyüşü ve anlatıcılık deneyimim neticesinde kente ve toplumsal hafızaya dair çalışmalarımı bir “hikâye anlatıcısı” perspektifinden kurdum. Yıllarca Hafıza Yürüyüşlerinde pek çok mekânın hikâyesini yazıp yeni rotalar oluşturduk. Sonra bu rotalar neden nakışlarımla birleşmesin dedim ve işe koyuldum. Kadıköy sokaklarına yerleştirdiğim nakışlar bunun eseri. Nakış işlerimin yanına işin/mekânın hikâyesine dair karekodlar da bırakıyorum. Bırakıyorum ki rotayı takip etmek isteyenler önlerinde durdukları mekân hakkında fikir sahibi olabilsin.
Damla “Erkekler Çiçektir”, “Arşivde Kaybolduk” gibi bireysel projelerinin yanı sıra, uzun süredir yürüttüğü “Hafızayı İşlemek” atölyelerinde fotoğrafı nakış ile işleme pratiğini katılımcılarla paylaşıyor. Eski fotoğraflardaki mekânları, insanları iğne iplik ile dokurken kendi yaşamlarımızdan yola çıkmak, hem yeni hem eski ile dayanışmak amaç. Hafızayı İşlemek Atölyeleri toplumsal cinsiyete de dokunuyor. Atölyenin ilk bölümünde toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri üzerine düşündükten, konuştuktan sonra fotoğraf üzerine nakış tekniklerine geçiliyor.
Yaptığım her atölyede farklı bir ritimde ilerledik. Buradaki en önemli etmen katılımcılar. Onların duyduğu merak, dâhil olma isteği çok belirleyici oluyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kavramsal olarak ele almıyoruz ancak fotoğraflarda yer alan özneler ya da fotoğrafı çeken kişinin/kişilerin cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi, mensup olduğu gruplar, maruz bırakıldığı ayrımcılıklar üzerinden konuşuyoruz diyebilirim. Bu nedenle katılımcılara sunduğum seçki, onların işlemek istediği fotoğraflar, kullandıkları renkler yapbozun bir parçası gibi.
Damla “Hafızayı İşlemek” adını ilk kez Postane’de yaptıkları atölyede dile getirmiş. Beyoğlu’dan Tarlabaşı’na, Karaköy’den Balat’a ve daha pek çok semte uzanan rotasında Rum mirasının izini sürerek fotoğraf çeken ünlü Ressam Eleonora Arhelaou’nun Salt’taki 5 binden fazla olan fotoğraf arşivinden ilk atölyesi için 30 kadar fotoğraflar seçmiş.
“Arşivi gezerken Eleonora’nın bizi fotoğrafları çektiği yıllara ve sokaklara götürmesi şahane bir his. Biraz havaya bakarak yürüyen, geçtiği sokakların, apartmanların adını not eden Damla ile Eleonra arasında benzerlik kurdum arşivi incelerken. İlk atölye için bu arşivden 30 kadar fotoğraf seçmiştim. Hatta atölyenin yapıldığı Postane İstanbul binasının da bir fotoğrafı vardı seçkide. Yani Hafızayı İşlemek Atölyesi’nin yolculuğu kent hafızası için, kendi hafızası için üretmiş bir ressamın fotoğrafladığı sokaklarla, insanlarla başladı” diyor Damla.


Damla’nın kişisel projelerinden biri de “Erkekler Çiçektir” formatıydı. Söylemlerimizle bile toplumsal cinsiyet eşitliğinde farkındalık yaratabileceğimizi vurgularken, seçkisindeki fotoğraflarda erkekleri çiçek desenleriyle nakışlayarak;
“Kondurduğumuz bir çiçekte bile bu eşitsizlikleri görmek mümkün, tüm bunları usul usul, ince ince işleyerek yapıyoruz, sanatın şaşırtıcı yanınında bu olduğunu düşünüyorum” diyor.
Damla şimdi de Farklı yetenek ve sesleri fotoğraf ve hareketli görüntüler başta olmak üzere pek çok farklı disiplinde, görsel hikaye anlatımındaki yenlikleri keşfeden “Şehrin Festivali” 212 Photography Istanbul”da “Eve Dönüş Yolları” sergisiyle , hafızayı nakış ve fotoğrafla işleyerek ” festival kapsamında Studio Karaköy’de kültür-sanat izleyicisiyle buluşuyor.

“Zaman geçtikçe belirsizleşen yollar, yeniden çizilebilir mi? Dönüş yapmak taşlı zeminde geriye doğru bir seyir mi yoksa geleceği düşünürken eve varmak mümkün olabilir mi?” Kendi formülüyle eve dönüş yollarını araştıran sanatçı kendi arşiv ve köklerinden parçalar taşıyan fotoğraf kolajını nakışla işleyerek izleyiciyle arasında bağ kuran bir paylaşıma dönüştürüyor. Sıradan insanların da bu dünyadan geçtiğini dillendirmek isteyen sanatçı, resmi tarih anlatılarında yer bulamayan bizlerin, şehrin dört bir yanına savrulmuş fotoğraflarımızla ne kadar gerçek olduğumuzu irdeliyor…
Damla üniversite yıllarından beri sahaflardan topladığı, tanıştığı kişilerin aile albümlerinden ve arşivlerden seçtiği fotoğrafları işlediği festival kapsamındaki bu sergide ilk defa kendi aile albümümden bir fotoğrafa da yer verdiğini belirtiyor;
“Bu sergi özelinde ilk kez kendi aile albümümden bir fotoğraf işledim. Annem ve kuzeninin gençlik dönemlerinde çektirdikleri bir fotoğraf bu. Aynı zamanda ilk kez bu kadar büyük boyda bir işimle yer alıyorum. Bunca yıl tanımadığım insanların peşine düştükten sonra kendi ailemle ilgili de merak ettiğim kısımlar olduğunu fark ettim. Bu merakımı dizginlemeye çalışıyorum yaptığım işlerle. İzmir’deki akrabalarımla görüşmeler yapıyor aile tarihimin bulanık kalmış kısımlarını netleştirmeye çalışıyorum. Yeni sergilerimde kendi ailemden kadın portrelerine yer vermek gibi bir isteğim var.” diyor.
Bazı alıntıları Damla’nın Bantmag röportajından yaptım, oradaki son sözleriyle bitirmek istiyorum yazıyı;
Bu işe başlarken bir kucak dolusu buluntu fotoğrafın karesini çekip şöyle paylaşmıştım : “eski bir şeylerden yeni bir şeyler:)”. O yüzden bu “eski şeyler”, “yeni şeyler”e kapısını hiç kapatmayacak, biliyorum. Atölyem yeni iş birlikleriyle, ortaklıklarla mekânları insanlarla buluşturmaya, bambaşka mevzular etrafında kıymetli arşivlerin derinliklerine dalmaya devam edecek. Sevgili Arsız Ölüm’de Dirmit’in dönüp dolaşıp kurduğu iki cümle var. “Durur muyum? Durmadım.” Ben de böyle “yerleşik bir coşkuyla” ilerliyorum Dirmit Kız gibi.:)
Not: İstanbul’da fotoğraf ve yaratıcı disiplinlerle buluşan “Şehrin Festivali” 212 Photography İstanbul,13 Ekim 2024’e kadar 30’a yakın mekanda uzun sergi ve etkinliklerle devam edecek… 212 Photography İstanbul Sergi mekan ve detayları için www.212photographyistanbul.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
212 Photography Istanbul Hakkında: 212 Photography Istanbul, 2018 yılından bu yana fotoğraf ve hareketli görüntüler başta olmak üzere pek çok farklı disiplinde görsel hikâye anlatımındaki yenilikleri keşfederken, farklı coğrafyalardan yetenekleri ve farklı sesleri kültür-sanat izleyicisiyle buluşturan yenilikçi bir platform olmayı sürdürüyor. Sergilere paralel olarak şehrin farklı lokasyonlarında gerçekleştirdiği atölye, film gösterimi, performans, şehir ve sergi turları, sanatçı buluşmalarıyla birlikte 212 Photography Istanbul şehrin festivali olmaya devam ediyor.