Yoksulluğun ve Şiddetin Gölgesinde İnsan Hakları

İnsan hakları, doğduğumuz anda sahip olduğumuz, kimsenin bizden alamayacağı evrensel bir değer. Ancak bugün, milyonlarca insan bu haklardan yoksun bir hayat sürüyor. İnsan Hakları Günü, bu gerçekleri hatırlamak ve harekete geçmek için bir çağrı. Bugün, İnsan Hakları Günü’nde, bu değerlerin ne kadar hayata geçirilebildiğini sorguluyoruz. İnsan hakları, yalnızca kağıt üzerinde yazılı bir ideal değil; her gün nefes alıp verdiğimiz dünyada nasıl yaşadığımızın bir meselesi. Hala eşitsizliklerin büyüdüğü, yoksulluğun derinleştiği ve hakların bir lüks gibi görüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle kadınlar ve çocuklar, bu ihlallerin en savunmasız kurbanları olmaya devam ediyor.

Yoksulluk: İnsan Haklarının En Acımasız Yüzü

Dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan temel haklardan mahrum bırakılarak yaşam mücadelesi veriyor. Yoksulluk, yalnızca ekonomik bir sorun değil; temel insan haklarının da ihlali. Eğitim, sağlık, barınma ve temiz su gibi haklardan mahrum bırakılan bireyler, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürme imkânından yoksun kalıyor.

Yoksulluk aynı zamanda kendi kendini besleyen bir döngü. Düşük maaşlar, güvencesiz çalışma, yetersiz eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi sorunlar, bu döngüyü daha da derinleştiriyor. Kadınlar ve çocuklar, bu döngüden çıkmakta en fazla zorlanan kesimler.

Kadına Yönelik Şiddet ve Yoksulluğun Kesişen Yüzü: İnsan Haklarının Sessiz Çığlığı

Kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu olarak, yoksulluğun ve şiddetin etkilerini daha derinden hissediyor. Cinsiyete dayalı ücret farkları, düşük ücretli işlerde çalışma zorunluluğu ve ev içi bakım yükü, kadınların ekonomik bağımsızlıklarını sınırlarken, bu bağımsızlık eksikliği onları şiddet döngüsüne daha savunmasız hale getiriyor. Erkeklere kıyasla 48 milyon daha fazla kadın açlık ve gıda güvensizliğiyle karşı karşıya. Ancak bu eşitsizlik yalnızca ekonomik değil; kadınların yaşam haklarına kadar uzanan ciddi ihlalleri de kapsıyor.

Kadına yönelik şiddet, bu eşitsizliklerin en trajik tezahürü.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin “16 Günlük Aktivizm” kampanyası, kadına yönelik şiddeti, dünya çapında en yaygın insan hakları ihlallerinden biri olarak tanımlıyor. Kampanya, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde başlıyor ve 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde sona eriyor. Bu süre zarfında, kadınların güçlendirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve şiddetin önlenmesine yönelik farkındalık oluşturulması hedefleniyor.

Veriler, meselenin ciddiyetini gözler önüne seriyor:2023 yılında her 10 dakikada bir kadın, yakın partneri ya da aile üyesi tarafından öldürüldü.

Neredeyse her üç kadından biri yaşamı boyunca şiddete maruz kalıyor. Türkiye’deki kadın cinayetleri, toplumda derin bir öfke yaratarak harekete geçilmesi çağrısını güçlendirdi. Ancak, ekonomik bağımsızlığını kazanamayan ve toplumsal destekten yoksun kadınlar, korku, utanç veya bilgi eksikliği nedeniyle maruz kaldıkları şiddeti bildiremiyor ya da destek arayamıyor.

Çözüm: Ekonomik Güçlenme ve Şiddetle Mücadele

Kadına yönelik şiddetin kök nedenlerini anlamak, bu krizle mücadelede kritik bir adım. Ekonomik bağımsızlık, kadınları yalnızca yoksulluktan değil, şiddetten de koruyabilir. Kadınların karşılaştıkları tehditlere dikkat çeken #IşıkTut kampanyası, hem şiddetin kök nedenlerini aydınlatmayı hem de kadınların yaşadıkları deneyimlerin duyulmasını amaçlıyor. Bu farkındalık, kadınların haklarını savunmalarına ve güçlenmelerine katkı sağlıyor.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için yasaların yalnızca varlığı yetmez; bu yasaların etkin bir şekilde uygulanması, kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Toplumun tüm kesimlerinin kolektif bir eylemde bulunması şart. Kadına yönelik şiddet kaçınılmaz bir gerçek değil; durdurulabilir ve durdurulmalıdır. Bugün, kadınların yaşam haklarını korumak ve daha adil bir toplum için harekete geçme zamanı.

Çocuk Hakları ve Yoksulluk: Geleceği Şekillendiren Sorunlar

Yoksulluk, çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerini doğrudan etkiliyor. Eğitimden mahrum kalma, yetersiz beslenme ve çocuk işçiliği gibi sorunlar, çocukların yoksulluk döngüsünden çıkmasını daha da zorlaştırıyor. Türkiye’de her beş çocuktan biri maddi imkansızlıklar nedeniyle haftada en az bir öğün atlıyor.

Yetersiz beslenme, çocukların bilişsel yeteneklerini, eğitim başarılarını ve psikososyal durumlarını olumsuz etkiliyor. Düşük sosyoekonomik statü, beyin gelişimini olumsuz etkileyerek yaşam boyu süren dezavantajlara yol açıyor.

Kuşaklararası Yoksulluk: Bir Döngünün Kırılmayan Zinciri

TUİK’in “Dezavantajların Kuşaklararası Aktarımı” raporuna göre, ailesi yoksul olan bireylerin yalnızca %14.9’u yüksek gelir grubuna geçiş yapabiliyor. Yoksulluk, nesilden nesile aktarılarak toplumsal eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor.

Dünya genelinde ülkelerin %87’si öğrencilere ücretsiz okul yemeği sağlıyor. Türkiye’de ise bu uygulamalar sınırlı. Derin Yoksulluk Ağı, bu konuda farkındalık oluşturarak çocukların sağlıklı beslenme hakkına erişimini savunuyor. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanması, çocuk işçiliğiyle mücadele edilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin benimsenmesi, yoksulluk döngüsünü kırmak için en önemli adımlar.

Okul yemekleri için dünya geneli finansmanı 48 milyar dolar.

Dünya Okul Yemekleri Koalisyonu dezavantajlı çocuklara besleyici gıdalar sağlamaya ve bu şekilde aileleri ve toplulukları desteklemeye yönelik güçlü ve uygun maliyetli bir çözüm olarak öne çıkan, hükümetlerin ulusal taahhütlerde bulunmasını kolaylaştıran ve teşvik eden bir program. Koalisyon, çocuklara sağlıklı, besleyici ve sürdürülebilir gıda sağlama, eğitime erişimi ve öğrenmeyi artırma, yerel ekonomileri güçlendirme, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma gibi faydalarla 2030 yılına kadar her ilkokul öğrencisine sağlıklı, besleyici ve sürdürülebilir okul yemeği sunmayı hedefliyor.

Şubat 2024 itibariyle Koalisyona üye olan Derin Yoksulluk Ağı, çocukların okullarda sağlıklı ve düzenli beslenebilmesi için farkındalık çalışmaları yürütüyor. Sağlık eşitliğini sağlama, okul terkini önleme, uzun vadeli refahı koruma ve özellikle kız çocuklarını okulda tutarak toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etme çocuk beslenmesindeki mücadelenin ana başlıkları…

Derin Yoksulluk Ağı çocukların okullarda sağlıklı ve düzenli beslenebilmesinin, sadece onların fiziksel ve zihinsel gelişimine değil, toplum sağlığını güçlendirmek ve yoksulluk şartlarındaki çocuklara eğitimde daha adil bir başlangıç yapma şansı tanımak, toplumsal cinsiyet eşitliğine katkıda bulunmak, çevresel ve ekonomik kalkınmayı desteklemek anlamına geldiğini çokça vurgulayarak çalışmalarını yürütüyor.

Bir diğer çocuk hakları ihlali de çocuk işçiliği… Özellikle düşük gelirli ülkelerde ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Dünya genelinde 160 milyonun üzerinde çocuk, ekonomik zorluklar nedeniyle çalışmak zorunda kalıyor. Bu çocuklar, eğitim haklarından mahrum bırakılarak geleceğe dair umutlarını kaybediyor.

Çocuk işçiliğiyle mücadelede temel adımlardan biri, yoksullukla mücadele ve ailelerin ekonomik desteklenmesi. Ayrıca çocukların eğitim almasını teşvik etmek, işçi haklarını koruyan yasaların daha sıkı uygulanması ve uluslararası düzeyde yapılan işbirlikleri çocuk işçiliğinin azaltılmasında önemli adımlar olarak öne çıkıyor. Bu konuda farkındalığı artırmak ve çocuk işçiliğine karşı harekete geçmek, sadece hükümetler ve sivil toplum kuruluşlarının değil, toplumun her kesiminin sorumluluğu.

İnsan Hakları Günü: Harekete Geçme Zamanı

Bugün İnsan Hakları Günü, unutulmuş değerleri yeniden hatırlamak ve hatırlatmak için bir fırsat. İnsan hakları, yalnızca bir kavram değil; yaşamın temel taşıdır. Kadınların güçlendirilmesi, çocukların korunması ve toplumsal eşitliğin sağlanması, bu mücadelenin vazgeçilmez parçalarıdır. Çünkü insan hakları, doğduğumuz anda sahip olduğumuz ve kimsenin bizden alamayacağı evrensel bir değer.

Ancak, bu hakların hâlâ birçok kişi için bir ayrıcalık olarak algılanması, hepimizi bu mesele üzerinde daha derin düşünmeye ve harekete geçmeye zorlamalı. Kadına yönelik şiddet, çocuk işçiliği, yoksulluk ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi sorunlar, yalnızca bireylerin değil, toplumların da geleceğini tehdit ediyor. Daha adil ve eşit bir dünya inşa etmek için her birimizin bu mücadelede bir rolü ve sorumluluğu var.

İnsan haklarını hayata geçirmek, onları yalnızca konuşulan bir ideal olmaktan çıkarıp yaşayan bir gerçekliğe dönüştürmekle mümkündür. Bunun için:

Kadınlara yönelik şiddetin sona erdirilmesi ve kadınların ekonomik bağımsızlıklarının desteklenmesi,

Çocukların eğitime erişimlerinin artırılması ve sağlıklı bir geleceğe sahip olmalarının sağlanması,

Adalet ve eşitlik temelinde politikaların geliştirilmesi gereklidir.

Bu hakların hayata geçirilmesi için bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının ve hükümetlerin kolektif bir çaba göstermesi şarttır. İnsan haklarının ihlaline karşı sessiz kalmamak, ayrımcılık ve eşitsizlikle mücadelede bir adım önde olmak, yalnızca bir ideal değil, insanlığın varoluş meselesidir.

Bugün, adalet ve eşitlik için sesimizi daha güçlü çıkarmanın, haklarımızı savunmanın ve unutulan bu değerleri yeniden hatırlatmanın tam zamanı. İnsan hakları, yalnızca birer sözcük değil; insanlığın yaşam güvencesidir. Bu güvenceyi korumak ve daha adil bir dünya yaratmak için harekete geçelim.

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir